Ana Sayfa > Yazarlar > Nilgün Yalım Eren Tüm Nilgün Yalım Eren Yazıları

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı (3.Bölüm)

Dale Carnegie (1888-1955)

Dale Carnegie Amerikalı yazar, hatip, kişisel gelişimci ve iletişim uzmanıdır. “How to Win Friends and Influence People - Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme sanatı” kitabını 1936 yılında yazmış ve 30 milyondan fazla satış yapmıştır. Dale Carnegie dünyada insanların kişisel gelişim konusunda ne kadar eksik olduğunu ilk keşfeden ve bir kitap yazmayı düşünen kişi olarak büyük önem arz eder. Yazdığı kitaplarda genellikle yaşanmış olayları örnek olarak gösterir ve herkes bu hikayelerde kendinden bir şeyler bulur.

“Bir insanın yüzünde taşıdığı ifade; sırtında taşıdığı elbiseden mühimdir”

                                                                                                  Dale Carnegie

Bu ay sizlerle, D. Carnegie’nin “How to Win Friends and InfIuence PeopIe” kitabının üçüncü ve son bölümünün özetini sizlerle paylaşıyorum:

Lider Olmak

1-Konuşmaya içten bir övgü ve iltifat ile başlayın.

Aslında bu durum bizim “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” atasözümüze çok benziyor. Zira güzel sözler duymaktan kim hoşlanmaz ki… Bundan sonra asıl söylemek istediğiniz zor bir konuyu daha rahat ve karşınızdakini üzmeden söyleyebilirsiniz.

İşe övgüyle başlamak, bir diş doktorunun önce uyuşturucu kullanarak işine başlamasına benzer. Hasta dişini çektirir, fakat öncesinde yapılan uyuşturucu onun acı çekmesini önler.

2-İnsanlara hataları dolaylı yollardan anlatarak gösterin.

Amerikalı bir çelik fabrikatörü, bir gün fabrikasını dolaşırken birkaç işçinin sigara içtiğini gördü. Oysa işçilerin tam arkasında “sigara içilmez” tabelası asılı duruyordu. O yazıyı göstererek, “okuma bilmiyor musunuz?” diye mi sordu? Hayır, böyle bir şey yapmadı. İşçilere yaklaştı, birer puro verdi ve “eğer bunları dışarıda içerseniz beni mutlu edersiniz” dedi. İşçiler hatalarını anladılar ancak bunu yüzlerine vurmadığı ve üstelik kendilerine küçük bir armağan vererek onlara değer verdiğini gösterdiği için ona hayran oldular. Böyle bir insana saygı duymamak mümkün olur mu?

3-Karşınızdaki insanı eleştirmeden önce kendi hatalarınızdan söz edin. Yani iğneyi kendinize, çuvaldızı başkasına batırın.

Carnegie’nin yeğeni Josephine, sekreteri olmak için New York’a gelir. Henüz on dokuz yaşındadır ve hiç iş deneyimi yoktur. Yıllar sonra mükemmel bir sekreter olacak olan genç kız başlangıçta pek ümit vermiyordu. Onu eleştiren Carnegie kendisine şöyle dedi: “dur bakalım Dale Carnegie, senin yaşın onun iki katı ve bin kat daha fazla iş deneyimin var. Ondan senin bakış açına ve değer yargılarına sahip olmasını nasıl beklersin? Sen on dokuz yaşındayken neler yapıyordun? Budalaca yanlışlarını, yaptığın gafları hatırlasana.” Dürüstçe ve taraf tutmadan düşününce, Josephine’in benim o yaştaki halimden çok daha başarılı olduğu kanısına vardım ve onu yeterince övüp yüreklendirmediğim için de utanç duydum.

O günden sonra Josephine’e bir hatasını göstermek istediğimde, “Bir hata yapmışsın, ama Tanrı biliyor, benim yapmış olduğum hatalardan daha kötü değil, ama eğer sen şunu şöyle yapmış olsaydın çok daha akıllıca olmaz mıydı?” diyerek söze başlıyordum.

Sizi eleştiren kişi önce alçak gönüllülükle kendisinin de kusursuz olmadığını açıklarsa yaptığınız yanlışlıkları işitmek size zor gelmeyecektir.

4-Emir vermek yerine sorular sorun.

Bu yöntem insanın hatalarını düzeltmesini kolaylaştırır. Kişinin onurunu korumasına yardımcı olurken kendisini önemli hissetmesini de sağlar ve insanları iş birliğine yönlendirir. Düşüncesiz bir emrin neden olduğu kırgınlık kolay kolay geçmez. Soru sormak bir emri yumuşatır, hoş bir hale getirir ve bir şey yapması istenen kişinin yaratıcılığını uyarır. İnsanlar yapılması gereken bir işte kendi katkılarının da olduğunu düşünürlerse o emri daha rahat yerine getirirler.

Güney Afrika Johannesburg’ta makine parçaları imalatında uzmanlaşmış küçük bir fabrikanın genel müdürü, büyük bir sipariş fırsatı yakalar, ancak söz verilen sürede siparişi teslim edemeyeceği kuşkusuna kapılır. Çünkü atölyede daha önceden planlanmış işler vardır ve sipariş teslim süresi kısadır. Genel müdür, çalışanlarına işleri hızlandırmalarını ve işi derhal bitirmelerini söylemek yerine onları bir araya toplar ve durumu anlatarak bu işin firma için ne kadar önemli olduğunu açıklar. Sonra da şu soruları sorar:

“Siparişi yetiştirmek için neler yapabiliriz, ben size nasıl yardımcı olabilirim?

Üretimi nasıl hızlandırabiliriz, çalışma saatlerini nasıl ayarlayabiliriz?

Sorumlulukları nasıl paylaşabiliriz?”

Çalışanlar bu sorulara çeşitli öneriler ve fikirlerle cevap verdiler “biz bunu yapabiliriz” dediler ve siparişin alınması konusunda ısrar ettiler. Ve sipariş kabul edildi, üretildi ve zamanında da teslim edildi. 

5-Gerçek bir liderseniz, kimsenin hatasını yüzüne vurmayın.

Bir insanın ayıbını yüzüne vurmamak, onu utandırmamak hayati bir önem taşımaktadır. Bunu durup bir kez düşünmeliyiz. Başkalarının duygularını ayaklar altına alıp kendi bildiğimiz yolda yürümemeliyiz. Kusurlar bulup gözdağı vermemeliyiz. Özellikle küçük bir çocuğu başkalarının önünde eleştirirseniz küçük kalbinde onarılması güç derin yaralar bırakırsınız.

Bir gıda pazarlama şirketinde çalışan Bayan Mazzone’ye ilk önemli görevi verilir ve yeni bir ürünün pazarlama testini yapması istenir. Ancak, raporunu sunacağı gün ciddi bir yanlışlık yaptığını fark eder fakat patronu ile görüşecek zamanı da yoktur. Raporunu titreyerek ve korku ile sunar ve raporda bir hata olduğunu bir sonraki toplantıdan önce bu hatasını düzelteceğini söyler. Ancak yerine otururken patronunun öfkeden deliye döneceğini düşünür. Patronu ise ona çalışmaları ve gayreti için teşekkür eder ve ilk projede bunun doğal olduğunu, yeni çalışmasının çok başarılı olacağına ve şirkete faydalı olacağına inandığını söyler. İş arkadaşlarının önünde kendisini yatıştırır. Yanlışlığın yeteneksizliğinden değil, deneyimsizliğinden kaynaklandığını belirtir. Bayan Mazzone toplantıdan başı dik olarak çıkar ve bir daha asla patronunu zor durumda bırakmayacağına karar verir.  

6-En küçük bir gelişmeyi bile övün. Beğenilerinizde içten, cömert olun.

“I Ain’t Much, Baby- But I’M All I Got” (çok şeye sahip değilim fakat kendime sahibim adlı kitabında psikolog Jess Lair şöyle diyor: “Övgü, insanın içini ısıtan güneş ışığı gibidir, o olmadan çiçek açamayız ve büyüyemeyiz. Pek çoğumuz insanları eleştiri denen soğuk rüzgâra kolayca maruz bırakabiliyoruz, ancak onları övgü denen sıcak güneş ışığı ile ısıtma konusunda gönülsüz davranıyoruz.”

Tarih, övgünün yarattığı mucizevi olaylarla doludur. Örneğin Napoli’de bir fabrikada çalışan küçük bir çocuğun bir hayali vardı, şarkıcı olmak. Fakat ilk öğretmeni cesaretini kırmış, “sen şarkı söyleyemezsin, sesin hiç güzel değil, rüzgârda gıcırdayan panjurların sesini andırıyor” demişti ona. Annesi ise onun müzik dersleri alması için yalınayak çalışmaya başlamıştı. Annesinin övgüleri ve cesaretlendirmesi ile hayatı değişen bu çocuk Enrico Carusso idi ve çağının en büyük opera sanatçılarından biri oldu.

Pek çok ülkede anne ve babanın çocukları ile iletişim kurarken kullandıkları yöntem onları azarlamaktır. Ancak bu hem çocukların hem de anne babaların daha da kötü bir duruma gelmesine neden olur. Böylece sorun çözülmez bir hal alır.

Unutmayalım, hepimiz takdir edilmek isteriz. Ancak hiçbirimiz yapmacık övgülerden hoşlanmayız. Bu kitaptaki ilkeler ancak gönülden uygulanırsa işe yararlar.

Eleştiriler yetenekleri soldurur, cesaret onların çiçek açmasını sağlar.

7-İnsanların isteklerinizi seve seve yerine getirmelerini sağlayın.

Napoleon “Onur Nişanı” adlı bir nişan yaratıp 15.000 askere dağıtır, on sekiz generalini “Fransa Mareşali” yapar ve birliklerine “Muhteşem Ordu” adını verir. Ancak savaşın sertleştirdiği askerlere “oyuncak” dağıtmakla suçlanır. Napoleon ise “İnsanları oyuncaklar yönetir” cevabını verir.  

8-Karşınızdaki kişiye korumak isteyeceği bir özellik yakıştırın.

Brooklyn’de öğretmenlik yapan Ruth Hopkins’in sınıfına okulun en dile düşmüş çocuğu Tommy düşmüştü. Diğer öğretmenler ve öğrenciler hepsi onu şikâyet etmişti. Tommy hem tembeldi hem de sınıf disiplininde problem yaratıyordu. Kavga ediyor, kaba davranıyor, gittikçe daha da kötüye gidiyordu. Olumlu tek özelliği çabuk öğrenmesiydi. Bayan Hopkins Tommy sorunu ile hemen yüzleşmeye karar verdi. Yeni öğrencileri ile tanışırken hepsini birer birer övdü. Sıra Tommy’e geldiğinde onun gözlerinin içine baktı ve “Tommy senin doğuştan bir lider olduğunu görüyorum ve bu yıl bu sınıfı en iyi sınıf yapmak için sana ihtiyacım olacak” dedi. Daha sonraki birkaç gün Tommy’nin yaptıklarını övdü ve onun ne kadar iyi bir öğrenci olduğunu gösterdiğini söyledi. Çocuk kendisine yakıştırılan bu özelliği korumak istedi. Dokuz yaşındaki bir çocuk bile böyle bir durumda öğretmenini hayal kırıklığına uğratmak istemezdi. Tommy de uğratmadı… 

9-İnsanları yüreklendirin, hataların kolayca düzeltilebilecek gibi görünmesini sağlayın.

Unutmayın, çocuğunuza, eşinize ve çalışanınıza herhangi bir konuda beceriksiz olduğunu, aptallık ettiğini, bunun için hiç yeteneği olmadığını, her şeyi yanlış yaptığını ve mahvettiğini söylerseniz bütün cesaret ve azimlerinin kaybolmasına neden olursunuz. Ancak onları yüreklendirirseniz, yapacakları işteki yeteneklerine güvendiğinizi söylerseniz, bunu yapmak için büyük çaba sarf edeceklerdir. Bu da onların kendilerini geliştirmelerini sağlayacaktır.

Kaynak: Dale Carnegie / Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı / Epsilon Yay./İstanbul 2004

 

Firma Ürün Arama Motoru

ÜCRETSİZ OLARAK FİRMANI HEMEN EKLE

Sektör Rehberi

Üye Firma Giriş