Ana Sayfa > Yazarlar > H. Yücel Koç Tüm H. Yücel Koç Yazıları

Hallederiz abi

Önceki gün Sabiha Gökçen Havaalanı’ndaydım. Hemen hemen herkes için uyarı sinyali veren güvenlik noktasına geldim. Sıraya girdim. Arkamda yaşları 60’ın üstünde olan Hintli bir turist kafilesi vardı. Onlar da diğer yolcular gibi arama sırasının kendilerine gelmesini bekliyorlardı. Sıra bana geldi. Hayatının önemli bir kısmını havaalanlarında geçirmek zorunda kalan ben, her zaman olduğu gibi üstümde sinyal verebilecek ne varsa çantama yerleştirdim, bilgisayarımı çıkarıp kutuya koydum, ayakkabılarımı çıkarıp, galoşları taktım ve kahraman edasıyla, hiçbir gereksiz uyarıya gerek kalmadan tarama cihazından geçmeyi başardım. X-Ray cihazından geçen eşyalarımı aldıktan sonra hemen kontrol noktasının karşısında ayakkabıları giyebilmek için konan tabureye oturdum. Ayakkabılarımı giyerken arkamda sırada bekleyen yaşlı, ufak tefek, Hintli turist kadının tarama cihazından geçmeye çalıştığını gördüm. Tarama cihazının önünde bekleyen havaalanı özel güvenlik çalışanı genç kız “madam, madam” diye bağırarak, hışımla yaşlı kadınına doğru yürüdü. El kol hareketleriyle kadına Türkçe, üstündeki metallerin sinyal verdiğini öfkeyle anlatmaya başladı. Her zaman anadilim Türkçe olduğu için mutlu olmuş, edebiyat seven ben, genç kızın ağzından duyduğum Türkçe kelimeler için oldukça üzüldüm. Kadıncağız şaşkın, kocaman açtığı gözleriyle, İngilizce, genç kıza ne demek istediğini anlamadığını söyledi. Korku ve endişe duyduğu her halinden belliydi. Genç kız yaşlı kadının dediklerinden hiç bir şey anlamadığı için ellerini kollarını sallamaya devam ederek bağıra çağıra kadını tarama noktasının gerisine tekrar yolladı. Kadıncağızın arkasındakiler devreye girerek kadını yönlendirdiler. Kadın sinyal verebilecek ne varsa kutuya bıraktı ve korkarak tarama cihazından yeniden geçti. Cihaz sinyal vermedi.

Dayanamadım genç kızın yanına gittim. “Yaşlı ve senin ne dediğini anlayamıyor, çok korkuttun kadını” dedim. “Ülkesine döndüğünde sence bizlerden nasıl bahsedecek?” diye ekledim. Genç kız bana da öfkeyle bakarak “Onların kendi ülkelerinde bize neler yaptıklarını biliyor musunuz siz?” diye sordu. Ben de şaşkınlıkla “Nasıl, sen Hindistan’a gittin ve sana böyle mi davrandılar?” diye yeni bir soru sordum. O da daha da kızgın “Hayır, ben gitmedim ama gidenler anlatıyor.” Anladım ki anlamsız bir mücadelenin içindeyim, son olarak “İyi ki sana daha önemli ve tehlikeli yetkilere sahip bir iş verilmemiş” diyebildim ve hızla genç kızdan uzaklaştım. Kız arkamdan konuşmaya, el kol sallamaya devam ediyordu. Muhtemelen ne kadar aptal olduğumu, kendisinin de ne kadar haklı olduğunu anlatıyordu.

Eğitim sisteminin insanımızı getirdiği yer ve sorunları, okuma yazmaya olan ilgimiz, bilime bakışımız, medeniyet algımız, televizyon ve dizi düşkünlüğümüz, bizden olmayana kayıtsız-şartsız düşmanlığımız, empati kurabilme zorluğumuz, unuttuğumuz misafirperverliğimiz gibi konulara girip sizleri üzmeyeceğim. Bizi biz yapan güzel değerlerimiz ve dünya insanı olmamıza yarayacak ne varsa artık bizlerden uzak. Bu çok basit insani konular artık, ülkemiz için ütopik. Çok sevdiğim bir söz var; “Allah sonumuzu hayretsin.”

Biz esas konumuza dönelim. İş yapış yöntemlerimizi etkileyen en önemli konuların başında, çalışan sorunları geliyor. Maalesef çok fazla insan çalıştırmak zorunda kalan işyerleri doğru çalışana ulaşmakta ciddi zorluklar yaşıyorlar. Bu çok önemli bir gerçek. Ama işin başka bir boyutu da, özellikle kriz dönemlerinde, çeşitli kaygılar nedeniyle doğru çalışanların istihdam edilememesi. Sabiha Gökçen Havalimanı harika bir örnek sunuyor bize…

Sanırım 4-5 sene önce Sabiha Gökçen yönetimi güvenlik şirketini değiştirdi. Önceki firma kimdi, şimdiki firma kim, inanın bilmiyorum. Sürekli havaalanını kullananlar bu değişimi çok radikal izlemişlerdir. Fiziksel olarak kıyafetler değişti. Kıyafet estetiği bile geleceğin habercisiydi. Ama asıl değişen insan kalitesiydi. Güvenliği sağlayan firmanın, çalışanları apar topar topladığı, eğitim vermeye zamanı olmadığı belliydi. Elbette ki değişim taşları yerinden oynatır, zamanla işler düzelir diye düşünülebilir. Oysa bu çok kolay değildir. Çok zaman hatayla kurguladığınız sistemler, o hataları kolay kolay bertaraf edemez. Hatalar kanıksanır ve rutin halini alır. Kötü kötüyü çeker. Sorunlar kartopu gibi, yuvarlandıkça büyür. Emin olun Sabiha Gökçen’in yaşadığı tam da böyle bir durum. Konuya ilişkin sayfalarca şey yazabilirim ama bana ayrılan sayfalar buna yetmez. Sadece şu kadarını söyleyebilirim, Sabiha Gökçen gibi dünyaya açılan önemli bir penceremiz, başta ülke tanıtımıyla ilgili birçok ciddi riske gebe.

“Soysuza beylik vermişler, önce babasını asmış” diye bir söz vardı. Bir birimin en alt ve etkisiz birimini işgal ettiğini düşündüğünüz ve çok da önemsemediğiniz bir çalışan, işyerinizdeki stres seviyesini umursamazca artırabilir, yaşlı bir kadını üzebilir, işinizin yavaşlamasına, veriminizin düşmesine neden olabilir, işyerinizin adını kötüye çıkarabilir, Hintliler’in sizi yanlış tanımasına neden olabilir, ülkenizi küçük düşürebilir ve sizin hakkınızda üzücü bir yazı yazılmasına neden olabilir.

İşin şakası bir yana, konu ciddi. Doğru insan, doğru çalışan, doğru bakış açısı, doğru eğitim sizi büyük risklerden korur. Bir işyeri yönetiyorsanız her konu önemlidir. “Hallederiz abi” mantığı eski dünyada kaldı. Bu dünyada bu mantıkla kaybetmek, üzülmek, başarısız olmak garanti.

Geleceğin güzel olması dileklerimle…

 

 

       

     

Firma Ürün Arama Motoru

ÜCRETSİZ OLARAK FİRMANI HEMEN EKLE

Sektör Rehberi

Üye Firma Giriş